20 Temmuz 2009 Pazartesi

SAZ


Fısıldadım derdimi sazıma

Söz oldu dilimi bağladı

Bir türkü döküldü yaralı gönlümden

Gözüm pınar oldu çağladı

Göz yaşım düştü dertli tellere

Ses oldu yüreğimi dağladı

Ben şimdi ne diyeyim ellere

Beni yine bağlamam anladı ...

E.S

10 Temmuz 2009 Cuma

DÜŞMEK





Kusmak lazım bazen kusmak
Ciğerini çıkarana kadar kusmak
Boşaltmak içini, akıtmak zehrini

Ağlamak lazım bazen ağlamak
Göz pınarların, ıssız, uçsuz bucaksız çöller kadar kuruyana
Bir damla suya hasret kalana kadar ağlamak

Silmek lazım bazen bütün resimleri
Kafada en ufak bir görüntü kalmamacasına
Silmek lazım hiç gözünün yaşına bakmadan
Görmemek için oymak gözlerini belki de

Bazen düşmek lazım dipsiz bir kuyuya
Dibine kadar, çarpana kadar
En ufak bir umut ışığına hasret yıllar geçirene kadar düşmek

Gömülmek lazım bazen de ölmeden diri diri
Solucanları hissetmek bedeninde
Kemirilen derinin acısıyla yaşamak toprağın bilmem kaç metre altında
Duaları işitmek lazım mezarının başında edilen

Eğilmek lazım bazen
Binlerce ayak tarafından, hem de en büyükleri en güçlüleri tarafından ezilmek için
Alay konusu olmak lazım
Aşağılanmak lazım en kahpesinden kadın kahkahalarıyla
Düşmek lazım, düşmek , düşmek , düşmek
Kalkmayacakmış gibi düşmek
En dibe, en sona , en izbeye , en karanlığa kadar düşmek

Düşmek lazım ki çıktığında anlayasın maddenin arkasındaki namussuz gerçeği, mananın arkasındaki derinliği
Ağlamak lazım ki aşık olmayasın küçük dağları yarattığını zanneden, kendinden başka hiç birine aşık olamayacak zavallılara
Kusmak lazım ki bazen bir daha yutmayasın haram lokmayı, ikiyüzlü zırvaları, iftiraları , puştlukları, yalakalıkları
Silmek lazım resimleri oymak lazım gözünü ki, görmeden de zahir olanla, gözünün kandığını
ayırt edebilesin
Gömülmek lazım ki bazen hissedesin hayatın yalanlarını, ölümün sıcak soluğunu ince ince terlemiş ensende
-----------------------------------------------
Ve en sonunda ellerini kaldırıp arşa yakarmak lazım tüm kalbinle ve benliğinle ‘Allahım acizliğimi, güçsüzlüğümü hayatımın her dakikası yüzüme çarp’ diyerek
Ki Tanrı’yı oynamadan gerçek bir insan gibi, olduğun gibi, rol çakmadan yaşayasın…
E.S

DARDAYIM (Mehmedin Kitabına İthafen)


Bu dönem revaçta olan bir söylem empati. nadire mater'in yasaklanan ünlü kitabı mehmedin kitabını olurken de hep bu kavram geldi aklıma. vatanını kurtarma vadiyle zorunlu olarak çatışmanın ortasına atılmış 18-19 yaşındaki erler, üniversiteyi bitirdikten sonra binbir hayali varken örselenmiş aşklarıyla uzak diyarlarda ve onlarca erin sorumluluğunu taşıyarak tanımadığı insanlara silah sıkan asteğmenler, çapa da tıp okurken boş vaadlerin ardından kendini kuralların olmadığı soğuk mağaralarda bulan militan genç kızlar... ne yaşıyorlar, nasıl yaşıyorlar, nasıl tükeniyorlar derken bu sorular kafalarda kurcalanırken uzaktan çalan bir şarkı ve o sözler. şimdi eminimki her birinin aklından bu şarkının varlığından habersiz geçiyordur "bugün de ölmedim anne" mısrası. hepsinin kulağında uzaktan gelen boğuk boğuk silah sesleri, hepsinin yüreğinden beynine sızan acılar, hepsinin neden geldiğini bilmediği ve nereye gittiğini bilmediği garip duygular içlerinde, hepsinin üzerine doğrulduğunu sandığı bir silah... ve kimi zaman bazıları ölerekten bugünde ölmedim anne deyişleri 3 metre karın altında annelerine yazdıkları mektuplarda..
bazılarınız bugün öldü, bazılarınız yarın ölecek kimbilir belki yerin altında sinsice bekleyen bir mayın olacak sonunuz , kimbilir belkide karşıdakinin içindeki korkuyla ve canını kurtarmak maksadıyla attığı bir kurşun.. belki de hiç ölmeyeceksiniz her "bugünde ölmedim anne" derken beyninizden bir parçanın öldüğünü hissetmeyerek..
bu sözlerin, bu şiirlerin bu anıların, bu melodilerin "oradakileri" düşündürüp biraz da olsa içimizde bir sancı doğurması dileğiyle.. teşekkürler ahmet kaya, teşekkürler nadire mater, teşekkürler nihat behram ve ahmet erhan....

GRAVE OF FIREFLIES


Bir çok filmden veya kitaptan sonra gözyaşı dökmüşümdür fakat grave of the fireflies'ı izledikten ve batı cephesinde yeni bir şey yok'u okuduktan sonra dökülen gözyaşları birbirine çok benziyor. gerçi animelerin gücünü sprited away'de anlamıştım fakat bu kadar etkileyici olabileceklerini bu film bana gösterdi. her karesinde insan'a insan olduğunu hatırlatan insanı hüzünlendiren işaretlerle dolu. bi de bunun gerçek bir hikayeden yola çıkılarak kurgulandığını bilip izlersek herşey daha hüzünlü oluyor.. son olarak koca koca kodamanların para hırsından ibaret olmayan savaşların aramızdan aldığı dünyanın en zararsız en saf en tatlı varlıkları adına;

kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
nazım hikmet ran
1956

NEREDEN BİLECEKSİNİZ

birşeylere yabancılaşıyoruz.her gün yeni birşey anlamını yitiriyor zihnimizde. çevremize, annemize, babamıza, dostumuza yerdeki bir çiçeğe, gözyaşına, kahkaya yabancılaşıyoruz. binbir maskesi olan birer tiyatro sanatçısı gibi oynuyoruz yaşamı. tiyatro bittiğinde, perde kapandığında boğaza takılan bir düğüm ve akmayı bekleyen ama bir türlü akmayan bir kaç damla gözyaşı bekliyor bizi. iletişim çağı denilen şu garip çağda sağır ve dilsizi oynamak yüreğimize tarifi zor bir acı veriyor. maskelerin yavaş yavaş biz olması ürkütüyor benliğimizi. işte o anda seyirciye sövercesine söylenen bir marş çıkıyor dudaklarımızın arasından. ya da duvara konması unutulan son bir tuğla..........

Üstüm başım toz içinde
Önüm arkam pus içinde
Sakallarım pas içinde
Siz benim nasıl yandığımı
Nerden bileceksiniz

Bir fidandım devrildim
Fırtınaydım duruldum
Yoruldum çok yoruldum
Siz benim neler çektiğimi
Nerden bileceksiniz

Taş duvarlar yıkıp geldim
Demirleri söküp geldim
Hayatımı yıkıp geldim
Siz benim neden kaçtığımı
Nerden bileceksiniz

Gökte yıldız söner şimdi
Annem beni arar şimdi
Sevdiğim var kanar şimdi
Siz benim niye içtiğimi
Nerden bileceksiniz

Bir pınardım kan oldum
Yol kenarı han oldum
Yanıldım ah ziyan oldum
Siz benim neden sustuğumu
Nerden bileceksiniz

Ben ardımda yaş bıraktım
Ağlayan bir eş bıraktım
Sol yanımı boş bıraktım hey
Siz benim kime küstüğümü
Nerden bileceksiniz

(Yusuf HAYALOĞLU)

ADEM ile DÜNYA


Gözyaşlarım tükeneli yüzlerce yıl oldu
Ve gülüşlerim sadece basit bir ağız hareketi artık,
Değiştim Adem hemde çok

Kalp sızısı kulaklara fısıldanan eski bir şarkı artık
Gönül yarası annanemin masallarında kaldı,
İnanma aşka, gerçek güzel bir araba ve tomarlarca yeşil para....
Değiştim Adem hemde çok


Savaş bir oyun artık
Tepki bir daha kullanmamak üzere toprağa gömdüğüm bir hurda,
Kurda dalgalanma, çalış sallanma ve kocaman bir bomba...
Değiştim Adem hemde çok


Şarkılar kulak, resimler göz için yapılır oldu eski dostum,
Kullanılmayan milyarlarca kalp ve beyin kendine yeni uğraşlar buldu,
Televizyon, sonsuz bir dejenerasyon, yüksek tansiyon.....
Değiştim Adem hemde çok

Ölenle ölmüyorum uzun bir süredir,
Sevetini onla gömmüyorum,
Miras, paylara ayıran altın bir makas, tabut ve takas....
Değiştim Adem hemde çok

Dünyada belkide ilkkez herkes için tanrı bir,
Kağıt üstündeki resimleri ve renkleri farklı olsada,
O bizim tanrımızdır satın alan, yok eden ve var edendir....
Değiştim Adem hemde çok

Kar'ın üstünde inceltme işareti olmadan anlamı yok artık,
Marka mı şu üstüne giydiğin parka?
Coca Cola, Shell, Motorola, en uzun vadeli kredi açan banka....
Şaka olmalı Adem bunların hepsi bir şaka


13.02.2005

9 Temmuz 2009 Perşembe

GRANADA



eğer bir şehir hakkında çokça ağıt yakılmışsa, şiir yazılmışsa, besteler düzülmüşse o şehre bir başka gözle bakmak gereklidir. şüphesiz ki bir büyü saklar o şehirler içinde. şüphesiz ki tarihi belleği güçlüdür bu şehirlerin kültürel sermayesi büyüktür. o şehre ayak basan her bir yabancı, kültür hazinesinin en değerli parçasını bırakıp gitmiştir o şehirden. aynen granada da olduğu gibi. şehre ayak basan her bir yeni medeniyet granadaya belliki yeni doğmuş bir bebeği taşımanın ihtiyatını göstermişler . o bebeğe bakar gibi özen göstermişler. kendilerinden ellerinden geldiğince bir şeyler katmışlar. onca savaş ve yıkım bile bozamamış bu şehrin büyüsünü.

yukarıda şehri bir anne şefkatiyle gözetleyen, her bir parçası şehre ve tanrıya yapılan iltifatçasına işlenmiş el-hambra sarayı. her bir odasında doğunun en güzel hikayeleri kulağımıza fısıldanıyor sanki. hayatı mı simgeler bilinmez su her bir köşede dans ediyor. albaicin'de bembeyaz akdeniz evleri gelinlik giymiş gibi, sokaklardaki rengarenk çiçekler de bu gelinliği süslemek için yaratılmışçasına canlı. her girdiğiniz sokağın kaldırımı yüzlerce yıldır yaşayan bilgenin gözleri gibi gün geçirmiş belli ki dili olsa anlatacak sürülerce hikayesi var. şehrin ortasında devasa katolik kilisesi yukarıdaki saraya selam durmakta, mağrur bir zafer havası var mimarisinde.
tapas bütün zenginliğiyle tabaklarda, her bir barın ruhu var ayrı bir adabı var. biz yeni değiliz binlerce yıldır burdayız dersecine kendini belli edercesine. semana santa da çalan bandoların her bir enstrümanı ağlıyor sanki, dünyanın hiç bir yanında duyulamayacak kadar içli bir bando müziği bu. görünen amaç hz isa'yı anıp, müslümanların kovuluşunu kutlamak ama çalgılar sanki tersine her bir gidenin arkasında ağıt yakıyor sanki.
bu şehrin şühesiz bir büyüsü var, dünyada ender topraklara bahşedilebilecek. hüzünüyle, sevinciyle çok farklı bir büyüsü hem de...

8 Nisan 2009 Çarşamba

Göz Nuru

Uzun süredir patlıcanın aklında olan bir fikirdi bu blog işi. Ama yatıp bünyeyi büyütmekten zaman ayıramadığı için kendileri bir türlü bu blog fikrini somutlaştıramamıştı. Amaç sağa sola kağıda ve ekşisözlüğe yazılan yazıları, şiirleri bir yere toplamak kayıt altına almak. Gecenin köründe akla gelen fikirlerin sabah kalktığında hafıza denen ve fazla çalışmayan patlıcan belleğinden kaçıp gitmesine mani olmak. Tabi bu arada patlıcanın kendince düşündüklerine bir nebze değer atfeden olursa onlarla da paylaşmak.

Bilirsiniz ki biz Türk patlıcanlarının aklı ya kenefte ya da vize ve final öncesi daha sıkı çalışmaya başlar. Bunu neden söyledim ? Bir kaç aydır erteleyip durduğum bu işi vizeme 10 saat kala oluşturduğumdan dolayıdır. Göz nuru blogumu da tembelliğime harcatmamak dileğiyle vatana millete hayırlı uğurlu olsun efendim ...