
eğer bir şehir hakkında çokça ağıt yakılmışsa, şiir yazılmışsa, besteler düzülmüşse o şehre bir başka gözle bakmak gereklidir. şüphesiz ki bir büyü saklar o şehirler içinde. şüphesiz ki tarihi belleği güçlüdür bu şehirlerin kültürel sermayesi büyüktür. o şehre ayak basan her bir yabancı, kültür hazinesinin en değerli parçasını bırakıp gitmiştir o şehirden. aynen granada da olduğu gibi. şehre ayak basan her bir yeni medeniyet granadaya belliki yeni doğmuş bir bebeği taşımanın ihtiyatını göstermişler . o bebeğe bakar gibi özen göstermişler. kendilerinden ellerinden geldiğince bir şeyler katmışlar. onca savaş ve yıkım bile bozamamış bu şehrin büyüsünü.
yukarıda şehri bir anne şefkatiyle gözetleyen, her bir parçası şehre ve tanrıya yapılan iltifatçasına işlenmiş el-hambra sarayı. her bir odasında doğunun en güzel hikayeleri kulağımıza fısıldanıyor sanki. hayatı mı simgeler bilinmez su her bir köşede dans ediyor. albaicin'de bembeyaz akdeniz evleri gelinlik giymiş gibi, sokaklardaki rengarenk çiçekler de bu gelinliği süslemek için yaratılmışçasına canlı. her girdiğiniz sokağın kaldırımı yüzlerce yıldır yaşayan bilgenin gözleri gibi gün geçirmiş belli ki dili olsa anlatacak sürülerce hikayesi var. şehrin ortasında devasa katolik kilisesi yukarıdaki saraya selam durmakta, mağrur bir zafer havası var mimarisinde.
tapas bütün zenginliğiyle tabaklarda, her bir barın ruhu var ayrı bir adabı var. biz yeni değiliz binlerce yıldır burdayız dersecine kendini belli edercesine. semana santa da çalan bandoların her bir enstrümanı ağlıyor sanki, dünyanın hiç bir yanında duyulamayacak kadar içli bir bando müziği bu. görünen amaç hz isa'yı anıp, müslümanların kovuluşunu kutlamak ama çalgılar sanki tersine her bir gidenin arkasında ağıt yakıyor sanki.
bu şehrin şühesiz bir büyüsü var, dünyada ender topraklara bahşedilebilecek. hüzünüyle, sevinciyle çok farklı bir büyüsü hem de...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder