10 Temmuz 2009 Cuma

NEREDEN BİLECEKSİNİZ

birşeylere yabancılaşıyoruz.her gün yeni birşey anlamını yitiriyor zihnimizde. çevremize, annemize, babamıza, dostumuza yerdeki bir çiçeğe, gözyaşına, kahkaya yabancılaşıyoruz. binbir maskesi olan birer tiyatro sanatçısı gibi oynuyoruz yaşamı. tiyatro bittiğinde, perde kapandığında boğaza takılan bir düğüm ve akmayı bekleyen ama bir türlü akmayan bir kaç damla gözyaşı bekliyor bizi. iletişim çağı denilen şu garip çağda sağır ve dilsizi oynamak yüreğimize tarifi zor bir acı veriyor. maskelerin yavaş yavaş biz olması ürkütüyor benliğimizi. işte o anda seyirciye sövercesine söylenen bir marş çıkıyor dudaklarımızın arasından. ya da duvara konması unutulan son bir tuğla..........

Üstüm başım toz içinde
Önüm arkam pus içinde
Sakallarım pas içinde
Siz benim nasıl yandığımı
Nerden bileceksiniz

Bir fidandım devrildim
Fırtınaydım duruldum
Yoruldum çok yoruldum
Siz benim neler çektiğimi
Nerden bileceksiniz

Taş duvarlar yıkıp geldim
Demirleri söküp geldim
Hayatımı yıkıp geldim
Siz benim neden kaçtığımı
Nerden bileceksiniz

Gökte yıldız söner şimdi
Annem beni arar şimdi
Sevdiğim var kanar şimdi
Siz benim niye içtiğimi
Nerden bileceksiniz

Bir pınardım kan oldum
Yol kenarı han oldum
Yanıldım ah ziyan oldum
Siz benim neden sustuğumu
Nerden bileceksiniz

Ben ardımda yaş bıraktım
Ağlayan bir eş bıraktım
Sol yanımı boş bıraktım hey
Siz benim kime küstüğümü
Nerden bileceksiniz

(Yusuf HAYALOĞLU)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder